içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Eski Mesire Yerlerimiz -3

Eski yıllarda Karaman halkının hafta sonlarında, yani bir pazar günü mutlaka olmasa da bir hava, oksijen alabilecek; eş, dostlarla hoş sohbetler edecek ve de eğlenecek zaman olarak yazmış olduğum mesire yerlerine giderek hayat yaşamlarını tatlı veya acı da olsa bir nebze de gidermiş olurlardı. Yazıyı fazla uzatmadan gelelim mesire yerlerimize.

Eski Mesire Yerlerimiz -3

KAZALPA DERESİ VE YÖRESİ

Burayı tarif etmeye gerek yok ama yine de yazmakta fayda vardır derim. Yeni kuşak fazla bilgi sahibi olmamakla beraber bu mevkiyi Kazalpa ve kale civarı olarak bilir, öyle tanımlar. Kazalpa Deresi dediğimiz dere Fisandun köyünden gelen sudur. Burasının başlangıcı hepimizce malum olan Boklubent dediğimiz yerden başlayarak birkaç bahçelerden geçerek (şimdiki Ali Pınarbaşı ve Yörüklerin bahçeleri) gelirdi.

Bu dere boyunca sağlı sollu sık ve gür söğüt ağaçları ve bazı çalı ve ağaçlar bulunurdu. Bu ders boyunca pek piknik yapılacak yer olmamasına rağmen Siyahser Sultan’ın olduğu ve caminin doğu kısmından geçen derenin sağı ve solu geniş, yeşillikli boş araziler vardı. Burası hem serin hem bol gölgeli, bir de akar suyu olunca değme keyfine. Yer ve mekân olarak pikniğe gelenler aşağı yukarı şu anda belediyenin iki katlı iş yeri ve sağlık ocağının olduğu geniş alandır. Buralarda fazla evler yoktu, daha ziyade bu mahallede Yörükler otururdu. Pazar günleri de Yörükler koyun ve keçi keserler, gelen piknikçilere satarlardı. Kazalpa Deresi’nin gün boyunca misafirleri daha ziyade Tapucak Mahallesi, Alisahane Mahallesi, Külhan Mahallesi ve Abbas Mahalle sakinleri yanında kale ve civarında oturan ailelerdir.

Bu mevkide alan geniş olduğu için gelen kişilerin bol bol, çeşitli oyunlar oynamalarına elverişliydi. İp çekmece, birdirbir, koşmaca, elim sende, bilye oyunu; küme küme oturup sohbetler yanında örgü örenler, ayağında çocuk sallayanlar, öte yanda yaramazlık yapan çocuklara bağırıp çağrışanlarla beraber o büyük söğüt ağaçlarına kurulan salıncaklarda sallananlarla beraber çocukların şu deresine attıkları taşlarla ve onun çıkardığı seslerle bağrışarak gülmeleri; hele hele çıplak ayaklarla koşup oynaşan ve zıplayanların yanı sıra bir köşede sazla, tefle şarkılar, türküler söyleyerek oynayıp eğlenenler; yanında, onların oturdukları yerlerden ellerini vurarak iştirak edenlerin sesleriyle beraber ara sıra da olsa ağaçlara konan küçük serçelerin çıkardıkları seslerin insan yaşamındaki yorgunluğu herhalde bir nebze de olsa atardı sanırım.

O yıllarda fazla düzgün cadde ve sokaklar yoktu, çoğunlukla gelenler zamanının at arabaları ve faytonla idi. Evvelki yazılarımda yazdığım gibi buralar anlaşılarak gelip gidilirdi.

KALPAKLI DEĞİRMENİ, İĞDELİ DEĞİRMENİ, HÜYÜK DEĞİRMENİ VE BAHÇELER

Eski yıllarda insanların huzur bulacağı, dinlenip eğlenip hoşça bir vakit geçirebilecekleri bir hafta sonunu elbette ki suyu ve serinliği, gölgesi ve mesirelik alanının büyük olmasını tercih ederlerdi. İşte bu vesileyle yukarıda başlık olarak yazdığım yerlerde bahsettiğim gibi şartlar mevcut olduğundan bu değirmen ve çevreleri tercih edilirdi.

Kalpaklı Değirmeni, Fisandun Deresi’nin arasında bulunuyor ve burası eski taş ocakları ve yine eski Mut yolunun güzergâhında bahçeler ve tarlalar ile koyun ve sığırların güdülmesi için gittikleri yol üzerindedir. Bu değirmenin etrafı bol ağaçlar ve çimler, bahçeler (meyve ve sebze) çok idi. Ayrıca değirmenin doğu kısmında, dağların yamacından akan Fisandun Deresi’nin de bir kolu var idi ve bu derenin alt kısmında Halis Özel ve Fevzi Özel kardeşlerinin bahçelerinin olduğu mevkide bir de su pınarı var idi; adı da Şeker Pınarı idi. Hakikaten suyu çok güzel olduğu kadar karpuzu koy içerisine, üç dakika sonra çıkar ve kes; kardeşlerim soğuğundan dişleriniz uyuşurdu ve çok soğuk idi. Bu pınarın bağlantısı da şimdiki Mut yolu üzerindeki Petrol Ofisi ve eski Tofaş’ın arasında Tartanlar, Yörükler ve Koçakların bahçelerinin (meyve) olduğu yerdeki Deli Pınar adıyla olan yere bağlıdır. Şeker Pınarı’nda şu anda Deli Pınar’da da su yoktur. Hatta ki şöyle yazmakta sakınca görmüyorum. Dönemin belediye başkanı rahmetli Dr. Mehmet Armutlu buraya sondaj vurdurarak şehre içme suyu teminine gitti ve netice alamadı. Zaman zaman bu pınar coşar ve su çoğalır, Mut-Karaman ana asfalt yolunun kenarından ta ki Boklubent (eski) yerine kadar akardı.

İĞDELİ DEĞİRMENİ

Burası şimdiki yeni açılan vilayetin oradan Mut’a giden iniş aşağı yolun sol tarafındaki kalıntılardan ağaçların bulunduğu yerde idi. Buranın sahibi de Kamerlerin idi. Burası hemen hemen fazla rağbet gören bir mevkii değildi, daha ziyade hısım akrabalarının geldiği bir mesireydi. Burası bir zamanlar çalışmayı bıraktı ve bakımsız hale geldi. Yıl 1956; bu değirmende bir Alman aile kahve kavurdu ve imalat yaptı. Bu kahve nohut kahvesi idi. Ben o zamanlar (yaz tatilinde) Sadi ve Hüsnü Göksu’nun matbaasında çalışırdım. Bu Alman aileye de her gün sabahları rahmetli Yüksel Yönet’in motoru ile süt ve yumurta götürürdük. Buranın kahve kutularını da matbaada basar hazırlardık. “Be kardeşim mesirelik dedin nerelere gittin...” diyeceksiniz; hadi biraz da hatıralar karışsın istedim.

HÜYÜK DEĞİRMENİ

Burası Siyahser Mahallesi sınırları içerisindedir. Karabaş Veli Camii (Siyahser Camii) nin güneyinden ve mezarların güneyinden batıya doğru gidilen yolun hitabında, Fisandun’dan gelen suyun aktığı, fazla yüksekliği ve çağlayanı olmayan bir mevkide de etrafı yine yeşillikli, meyve bahçelerinin bol olduğu bir mesire yerimizdi. Bu değirmenin hemen elli metre güneybatı kısmında ufak bir tepe var; bizler buraya Gâvurlar Mezarlığı diyoruz. Çünkü mezarlıklarda bol boyüzerlik (üzerlik) dediğimiz çiçekli ve tohumlu bir bitki vardır. Bunlar kuruyunca ateş üstüne atılır ve tütsülenir, nazarlardan korunur denilirdi. Bu tepe halen duruyor. Bu değirmenin güney kısmında Tahsin Akkaş’ın bulgurhanesi vardı. Buradan akan dere suyu Kazalpa’ya kadar gider ve hep bahçe içlerinden veya kenarlarından akarlardı.

BAHÇELER

Mesire bahçeleri diye özel bir bahçe yoktur. Karaman’da eski yıllarda böyle bahçeler şimdilerde ifade edildiği gibi Gölyeri denilen mevkidedir. Burası Karamanoğlu Mehmet Bey İlkokulu, Fatih Lisesi ve Sağlık Ocağının bulunduğu çok geniş yerleşim ve bahçelerdi. Bu bahçelerden birkaç tanesinin sahiplerinin isimlerini yazmadan geçemeyeceğim. Hacı Sami Tartan, Sucu Kemal Tektaş, İnekçioğulları, Muharrem Gümüş, Akkülahlar, Yağlıkayışın İbrahim, Topal Ali, Ali Rıza Özdal, Tahir Hoca, Kodabeyler, Tahsin Akkaş, Kütükçü Kerim gibi şahısların bahçeleri var idi. Bu bahçelerin etrafları kerpiç duvarlarla yüksek olarak çevrili olup yalnızca bir giriş kapıları var, bir de bahçeye dışarıdan su geleceği için su delikleri bulunurdu. Hatta bazı bahçelerin duvarlarının üst kısımları kamışlı ve çamurlu olarak kapalı olurdu.

Bazı semtlerde de etrafı çevrilmemiş, ufak da olsa bahçeler mevcuttu. Bunlardan bir örnek olarak bizim, yani babam Nuri Koçak’ın elma bahçesi var idi; yeri de Devesulacı, Kalpaklı Değirmeni yanında. O bahçeye de zaman zaman konu komşu, hısım akrabalar birer at arabalarına binerek gelip piknik yaparlardı.

Bir de şehir dışı piknik alanları var idi; buralar Akköprü, Gökçeçamlığı, Zeynel Abidin (Burası Mut ilçesinden Gülnar ve Anamur’a giden yol güzergâhındadır.), Zengen Köyü, Pınarbaşı Belvar Pınarı, Şarözün Bağları, Kırmahalle Kavaklar Altı, Lale Su Pınarları, Göksu Şelaleleri ve Elektrik Santrali gibi yerlerde de piknikler eskisi olduğu gibi şimdilerde de gidilip yapılabilmektedir.

Eski yıllarda yukarıda da yazdığım gibi mahalle komşuları ve akrabalar temmuz ve ağustos ayları içerisinde Zeynel Abidin’e ziyaret ve piknik yapmaya giderdik ki bizler o yıllarda vasıta olarak da bir kamyon kiralanır, onunla Arabacı Celal Başer, Arabacı Sami Uçar, Öğretmen Hasan Sağdıç, Öğretmen Ali Alanya, Cafer Eray, Bankacı Esat Okur, Esnaf Tüccar Şükrü Hancı, Nuri Koçak, Hamdi Koçak, İsmail Dönmez, Ali Hancı, Sakabaşı Mahallesinden Ayşe Dudu Çakar, Ekrem Şahin, Özgün Kardeşler ve Çiftçi Ahmet Kuş gibi aileler; eşikteki beşikteki çoluk çocukları, gelinleri, damatları ve torunlarıyla beraber bütün bir aileler bir kamyona binerek bütün yiyecekler ve pişirme ocakları ile oturacak sandalye, minder, çul, çuval aklınıza ne gelir ise onlarla hıncahınç bu kamyonun içinde olurdu. Yaşlılar şoför mahalline binerlerdi. Yol boyunca darbuka, tef, "Ezilli" (Aziziye) modası ile söylenen türküler, şarkılarla ne zaman varıldığını bilemezdik. Burası Zeynel Abidin’in olduğu yerde büyük iki tane çınar ağaçları var ve bunların yanlarından sular kaynamaktadır. Çok soğuk sulardı. Diyebilirim ki bu kaynak suları bir değirmeni döndürecek kadar çok idi. Şimdilerde nasıl bilmem.

Burada getirilen bütün yiyecekler yemek için hazırlanırken köyden satın alınan bir koyun kesilerek yemek için parçalanıyordu. Çok fazla detaylara girmeyelim ve burada Zeynel Abidin ziyareti yapılır, dualar okunur ve camisinde de namazlarımızı eda ederdik.

Harıl gürül, pat küt derken güneş batma saatine yakın pırtıyı pırtıyı toplayıp kamyona binerek Karaman’a giderdik ki o günleri bugünlerin konu komşusu, hısım akrabası bir araya gelip yapılabiliyor mu? İşte sorunun cevabı: VAKİT YOK, YOL YOK, YÖNTEM YOK, İMKÂN YOK, HERKES BİR YERDE GEÇİM DERDİYLE ÇALIŞIYOR derim. Bu hatıralarım ve eski yılların yazımlarımda gönül kırıcı veya unuttuklarım olursa affola der, saygılarımla...

NOT: DEĞİRMEN SAHİPLERİ

· Ağa Değirmeni, Demircioğlu Değirmeni: (Sakabaşı Mahallesi) Arsası belediyenin veya yapımı da belli.

· Kalpaklı Değirmeni: Fevzi ve Halis Özel’in bahçesi, yapım sahibi bilinmiyor.

· Kara Değirmen: Şahıslarını bilmiyorum.

· Hüyük Değirmeni: Şahıslarını bilmiyorum.

· Esat Bey, değirmen sahiplerini pek bilmiyorum. Çalışan işletmecilerinin isimleri var: Hasan Hüseyin Koraş, Kemal Kunter, Ahmet Alişokan, Cafer Koz, Mehmet Çalışkan.

· İğdeli Değirmen: Şevket Kamer’in.

 

Editör; Mustafa Koçak

Tarih: 05-06-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum